BİR CEYDA MESELESİ



     
Ilık bir eylül sabahı pencereden esen rüzgar ile Ceyda yatağından doğruldu. İkinci sınıfının ilk günüydü. Dolabı açtı ve okul kıyafetlerini aradı. Anne diye seslenecekti ki annesini o yaz kaybetmesinin hüznünü yüreğinin derinliklerinde hissetti. Tam gözleri doluyordu ki babası gülümseyerek odaya girdi.  
“Kızım daha hazırlanmadın mı?” dedi. Ceyda: “Okul kıyafetlerimi arıyorum baba, henüz hazırlanamadım.” dedi. Babası, Ceyda'nın uzun, altın sarısı ince telli saçlarını taramak için komodinin çekmecesini açtı. Hangi tarağı kullanacağını bilemedi. Ceyda durumu fark ederek babasına beyaz saplı tarakla saçlarını tarayabileceğini söyledi. Annem hep bununla tarardı saçlarımı ve hiç acıtmazdı.” dedi. Okula gitmeye hazırlanırken annesinin eksikliğini acı bir şekilde hisseden Ceyda'nın duygusunu Mehmet Bey de hissetti.

     Ceyda okul tatil olduktan sonra annesinin ütüleyip dolabına astığı okul formasını giydi ve okula doğru yola çıktılar. Mehmet Bey kahvaltı hazırlayamadığı için okul yakınındaki bakkaldan Ceyda’ya kek ve meyve suyu aldı. Okul bahçesinde anne ve babasıyla birlikte bekleyen çocukları görünce Mehmet Bey ve Ceyda kendilerini o kalabalıkta yapayalnız hissetti. O gürültü ve kalabalıkta kendi hüzünlerinde sessizliğe büründüler. Ders ziliyle beraber sınıfa giden Ceyda yerine oturdu. Gülsüm öğretmeni sınıfa girdi. İlk dersin heyecanı öğretmen ve öğrencileri o kadar sarmıştı ki hep bir ağızdan konuşmaya ve soru sormaya başladılar. Gülsüm öğretmen sessizliği sağlayarak sınıf kurallarını hatırlattı ve çocuklardan sırayla tatilde neler yaptıklarını anlatmalarını istedi. Sınıf arkadaşları heyecanla tatilde aileleriyle birlikte yaptıklarını paylaşırken sıra Ceyda’ya geldi. Ceyda sessizliğe büründü ve ağlamaklı oldu. Öğretmeninden izin isteyip lavaboya çıktı. Gülsüm Öğretmen: “Çocuklar siz de fark ettiniz mi? Ceyda geçen yıl kıpır kıpır sevgi dolu bir çocuktu. Okul heyecanını ve sevgisini bilmeyeniniz yoktur. Fakat Ceyda bana çok durgun geldi. Bunun nedenini biliyor musunuz?” diye sordu. Çocuklar hep bir ağızdan bilmediklerini söylediler. Tam bu sırada teneffüs zili çaldı. Birinci sınıfta olduğu gibi ilk teneffüs beslenme saatiydi. Çocuklar beslenmelerini çıkartıp yemeye başladı. Ceyda sınıfa girdi. Beslenme çantasını alarak bahçeye çıktı. Bir banka oturarak babasının aldığı keki yemeye ve meyve suyunu içmeye başladı. Gülsüm Öğretmen sınıf penceresinde Ceyda'nın bankta yalnız başına oturup beslenme çantasından çıkardıklarını görünce Ceyda'nın yanına gitti ve ondaki bu değişimin sebebini sordu. Ceyda, annesini kaybettiğini söylemekte çok zorlandı ve kelimeler boğazında düğümlendi. Gülsüm Öğretmen derin bir şaşkınlık ve üzüntü içinde ona sımsıkı sarıldı.

    Gülsüm Öğretmen Ceyda'nın omuzlarına binen bu büyük yükün farkındaydı. Teneffüs zili çaldığında herkes heyecanla bahçeye çıkarken Ceyda sınıftan en son çıkıyor, bahçede bir köşeye oturup annesini düşünüyordu. Okul bahçesindeki çocuk cıvıltıları Ceyda'nın içine kapandığı sessiz dünyasından hiç duyulmuyordu. Gülsüm öğretmen ise Ceyda’ya destek olmak istiyor ve çocuklardan Ceyda'yı yalnız bırakmamalarını istiyordu.

    Arkadaşları Ceyda’ya destek olmaya çalışıyor ve onu yalnız bırakmamaya çalışıyorlardı. Onu oyunlarına dâhil etmek istiyorlar ve üzüntüsünden kurtarmaya çalışıyorlardı. Ceyda çoğu zaman arkadaşlarına katılmak istemiyor ve onları kibarca reddediyordu. Arkadaşları ise “seninle oyun oynamayı özledik sen oynamazsan bizde oyun oynamayacağız” diyorlar ve ısrarla üzerine Ceyda'yı oyunlarına dahil ediyorlardı. Gülsüm öğretmen öğrencilerinin davranışlarını takdir ediyor bir yandan da Ceyda’ya destek olmaya çalışıyordu.

    Ceyda zaman içinde okul bahçesindeki köşesine gitmeye fırsat bulmadan kendini oyunların içinde bulmaya başladı. Birinci sınıfta olduğu gibi arkadaşları ile eğlenceli oyunlar oynuyordu. Sınıf başkanlığı seçiminde de Ceyda'nın başkan seçilmesi onu heyecanlandırmıştı. Başkanlık sorumluluğunu alan Ceyda görevini en iyi şekilde yapma isteği ve zaman zaman arkadaşlarının da Ceyda’ya yardım etmesi ile okuldaki günleri normale dönmeye başladı. Çünkü dersler, bahçede oynanan oyunlar ve sınıf başkanlığının verdiği sorumluluk Ceyda'nın düşüncelerinden kurtulmasına yardımcı oluyordu.

    Bir gerçek daha vardı. O da Ceyda'nın okuldan sonraki zamanlarının okuldaki gibi geçmediğiydi. Okul çıkışında, bahçe kapısında arkadaşlarının annesi onları beklerken Ceyda'yı bekleyen bir annesi yoktu. Birinci sınıftayken okul çıkışında annesinin onu okul bahçe kapısında karşıladığını, eve birlikte döndüğü günleri, yol boyunca okulun nasıl geçtiğini anlattığı zamanları özlüyordu. Şimdi okul kapısında onu karşılayan annesi yoktu ama babasının yanında annesinin de olduğunu düşünmek hoşuna gidiyordu. Babasıyla annesi hakkında konuşmak ona iyi geliyordu. Okul yolu boyunca okulda neler yaptığını annesine anlatır gibi babasına anlatmaya başladı. Bunu yapmak Ceyda'yı rahatlatıyordu. Bazen sevdiklerinin yanında olmaması onlardan uzak olduğu anlamına gelmezdi. Annesini göremiyordu belki ama onun varlığını kalbinde hissediyordu. Etrafındaki çoğu canlı da aslında onun gibiydi. Her an sevdikleriyle beraber olamıyorlardı ama bu yokluğa rağmen yaşam devam ediyordu.

    Bir gün okuldan dönerken Ceyda'yı yavru bir kedi takip etmeye başladı. Ceyda’nın kediyi fark etmesi uzun sürmedi. Onun annesinden gelen bir hediye olduğunu düşünerek kediyi kucağına aldı ve başını okşadı. Evinin önüne geldiklerinde kapının önündeki merdivene oturdu. Beslenme çantasında kalan bir parça peynirli böreği çıkarıp yavru kedinin yemesi için önüne bıraktı. Kediye: “Bugün çok şanslısın babam peynirli börek yapmıştı. Son parçayı da sen yiyeceksin.” dedikten sonra heyecanla,  “Şanslı, senin adın Şanslı olsun.” dedi. Kapının önünde Şanslı ile vakit geçirirken bahçe kapısında babasını fark etti. Ceyda babasına heyecanla Şanslı’dan bahsetti. Ceyda, Şanslı’yı o kadar çok sevmişti ki onu evlerine alıp almayacaklarını babasına sordu. Babası:

    "İstersen bu minik kediyi sahiplenebilirsin." dedi. Ceyda çok sevinmişti, evlerinde artık bir arkadaşı olacaktı. Şanslı, pamuk gibi yumuşak beyaz ve kızıl renkte tüylere sahip minik bir kediydi. Babası Ceyda’ya kedi beslemenin büyük bir sorumluluk gerektirdiğini söyledi. Ceyda da babasına bugün sınıf başkanı seçildiğini ve okulda almış olduğu başkanlık sorumluluğu gibi Şanslı’ya da iyi bakacağı konusunda söz verdi.  Ceyda, Şanslı’nın yalnız olduğunu fark etmişti. Yanında annesi yoktu. Akşamları yanına gelen başka bir kedi de yoktu. Ancak Şanslı, çok neşeli ve kıpır kıpırdı. Ceyda’nın onu sevdiğini anlıyor ve sımsıcak bakışlarıyla Ceyda'nın kalbini ısıtıyordu. Yalnız da olsa oyunlarına devam ediyor ve mutluluğunu koruyordu.

    Yeni bir okul günü trafikte ilk yardım konusundan  bahsedilirken Gülsüm Öğretmen, herhangi bir trafik kazasına tanıklık eden veya böyle bir kaza geçiren olup olmadığını sordu. Ali parmak kaldırarak, “Öğretmenim ben 2 yıl önce trafik kazasında büyükbabamı kaybettim.” dedi. Ceyda bu duruma çok üzülmüştü. Ali'nin çok sevdiği birisini kaybettiği için ne kadar çok üzülmüş olabileceğini düşündü. Arkadaşları da onun gibi acılar yaşayabiliyordu ve insanlar kimi zaman sevdiklerini kaybedebiliyorlardı. Ceyda, yaşadığı hayatta mutlu olmayı tercih etmek istiyordu.

    Babasıyla dolu dolu vakit geçirmek ve Şanslı’dan oluşan minik ailesinde güzel saatler yaşamak istiyordu. Ceyda akşam masayı hazırladı. Diğer ev işlerinde de babasına yardım etmeye başladı. Babası yemek masasını toplarken Ceyda bulaşıkları makineye koydu, babası evi süpürürken eline bir bez alıp etrafın tozunu aldı, babası yıkanan çamaşırları asarken ona yardım etti ve çamaşırlar kuruduğunda birlikte topladılar. Hayat bu minik aile için devam ediyordu ve Şanslı, Ceyda'nın yakasını bırakacağa benzemiyordu. Üstelik Ceyda'nın artık bir sorumluluğu vardı, Şanslı’ya bakmak.

    O gece derin uykuya dalan Ceyda rüyasında annesini gördü. Annesi, onun Şanslı ve babasıyla geçirdiği vakitleri izlediğini ve onların çok mutlu olduklarını hissettiğini söyledi. Ceyda’ya sınıf başkanlığı görevinde başarılar diledi. Yaşamının her anını sevinçle yaşaması gerektiğini ve güzel bir geleceğin onu beklediğini söyledi. Ceyda, annesine söz verdi: Hayatının her anı onunla olacaktı ama bunu yaparken güneşin doğuşunu, rüzgârın uğultusunu ve yağmurun ıslaklığını da hissedecek ve yaşamın her anından tat alacaktı. Yaşam, her zaman güzeldi.   

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hakkımda

Merhabalar. Ben Serkan Mustafa Akyol. 1980 Ereğli doğumluyum. 2002 Yılında başladığım meslek hayatıma Konya'nın Emirgazi İlçesi Mehmet A...